Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2014 Perşembe

The Beatles

I960 yıllarının rock müziğine damgasını vuran İngiliz rock topluluğu. Gitarcı John Winston Lennon (1940- 1980), gitarcı Paul James McCartney ( 1942), gitarcı George Harrison ( 1943) ve davulcu Ringo Starr'dan 1940) oluşan The Beatles topluluğu, Quarrymen adlı toplulukta birlikte çalan Lennon ve McCartney'nin 1959'da Harrison'la The Silver Beatles adlı kendi topluluklarını kurmalarından sonra, 1962'de R. Starr'ın katılmasıyla oluştu. The Beatles adıyla çalışmaya başlayan bu topluluk kısa sürede Liverpool kulüplerinde büyük ün kazandı.
İlk plakları, Love Me Do (1962) ve Please Please me'yi (1963) doldurmalarından sonra, kısa sürede İngiltere'nin doruktaki rock grubu haline geldi. Topluluğun bu ilk plakları, ABD'li rock sanatçıları Chuck Berry ile Elvis Presley'nin etkilerini taşımakla birlikte, artık alışılagelmiş, basmakalıplaşmış bir müzik biçimine tazelik, canlılık ve nükte katmaktaydı.
1964'te / Want to Hold Your Hand adlı plakla hızla dünya listelerinde en üst sıraya yerleşen topluluğun, ABD'ye yaptığı turne, ABD'de "Beatles mania" (“Beatles çılgınlığı") diye adlandırılacak olguyu başlattı: Gittikleri her yerde çok büyük kalabalıklar coşkun gösteriler yapıyor, konserleri kitlesel "tapınma gösterilerine dönüşüyordu. Hemen ardından çevirdikleri A Hard Day's Night! 1964) ve Help ( 1965) adlı filmler de gişe rekorları kırdı. Kendi bestelerini çalan Beatles (Lennon ve McCartney topluluğun başlıca yaratıcılarıydı) topluluğu, bir yandan rock topluluklarının kendi müziklerini çalmalarına örnek oluştururken, yeni müzik biçimleriyle denemeler yapmaya, olağanüstü çeşitlilikte şarkılar yaratmaya başladı: Yellow Submarine, Eleanor Rigby, vb. Bu şarkılarda yeni elektronik sesler, viyolonsel, keman, trompet ve sitar için partiler kullanarak, rock müziğine gerçekten de yepyeni bir soluk getiren topluluk, peş peşe yayınlanan Rubber Soul (1967), Revolver Sergeant Pepper's, Lonely Hearts Clup Band la ününü dünyanın her yanına yaydı. Ama 1970'te son albümü, Let İt Be'yi piyasaya çıkardıktan sonra, beklenmedik bir kararla dağıldığını açıkladı. O tarihten sonra üyelerinin her biri, meslek yaşamını ayrı ayrı sürdürdü. John Lennon, 8 Aralık 1980'de evinin önünde, dengesiz bir kişi tarafından tabancayla vurularak öldürüldü. Ringo Starr, daha çok sinemayla uğraşırken, George Harrison, özellikle de Paul McCartney, 1990 yıllarında yeni bir çıkış yaparak, çeşitli parçalarıyla "en çok satan plaklar" listelerinde üst sıralara yükseldiler.


The Beatles

Bilgisayar ve Tarihçesi (2)

Günümüzdeki ilerlemeler



1970 yıllarındaki eğilim bir bakıma, son derece güçlü, merkezî bilgisayar sistemlerinden uzaktı ve uygulama geniş sınırlı daha ucuz bilgisayar sistemlerine doğruydu. Günümüzde, petrol rafinerileri ve elektrik güç dağılım sistemleri gibi sürekli işlem üretimlerinin çoğu etkinliklerinin denetim ve düzenlemesinde, öbürlerine oranla düşük kapasiteli bilgi-sayarlar kullanılmaktadır. 1960 yıllarında, uygulama problemlerinin programlanması, orta büyüklükte bilgisayar donanımlarında gerçekleştirilemiyordu. Günümüzde, programlama dili uygulamalarındaki büyük ilerlemeler bu engelleri ortadan kaldırmıştır; uygulama dilleri, üretim işlemlerinin denetiminde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Ayrıca, bilgisayar donanımında bilgisayar mantık devrelerinin minyatürleştirilmesini içeren bir devrim başlamıştır. 1950 yıllarında, elektronik bilgisayar devre ve parça büyüklüğünün küçültülmesinin, hız ve etkinliği artıracağı, böylece performansı yükselteceği anlaşılmış, yaklaşık 1960'ta, kabloları yok etmek için iletken devre kartlarının foto basımı son derece gelişmiştir. Böylece, fotoğraf yöntemiyle devre içine direnç ve kondansatör yerleştirmek başarılmıştır. 1970 yıllarında transistörlerin vakumlu tabakalanması yaygınlaşmış ve toplayıcılar, üst göstericiler, sayaçlar gibi bütün parçalar küçük "çipler" üstünde kullanılmaya başlanmıştır. 1980 yıllarındaysa tek bir çip üstüne yüz binlerce transistörün yerleştirildiği yüksek dereceli entegrasyon (VLSİ) yaygınlaşmıştır. Birçok şirket, yazılım programlarını da içeren minibilgisayarları piyasaya sürmüştür. Boyut indirgeme eğilimi, bireyler tarafından satın alınabilecek ve kullanılabilecek kadar küçük ve ucuz programlanabilir makinelerin, yani kişisel bilgisayarların piyasaya sürülmesiyle devam etmiştir. Apple Computer ve Radio Shack gibi birçok şirket, 1970 yıllarında bilgisayar ya da video oyunlarıyla da destekledikleri çok başarılı kişisel bilgisayarlar üretmişlerdir.
1980 yıllarında Japon şirketlerinin özellikle bellek çipleri alanında güçlü ekonomik ilerlemeler gerçekleştirmelerine karşın, yarı iletken çip üretiminde rekabet, özellikle İnte ve Motorola şirketi arasında yürütülmüş, 1980 yıllarının sonuna doğru bazı kişisel bilgisayarlar, bir defada 12 bit veri alıp saniyede yaklaşık 4 milyon komutu işleyen mikroişlemcilerle çalıştırılmıştır.

İlk Bilgisayarlar
Mikroişlemciler, ROM ya da salt oku bellekle (temel olarak kullanılan, değişmeyen programları saklar) donatılmıştır.


 1980 yıllarının başında Japon hükümeti, yeni bir süper bilgisayar kuşağı tasarlamak ve üretmek için büyük bir plan açıklamıştır. Bu yeni kuşağın -5. kuşak olarak adlandırılır. İlk örnekleri, yeni program dillerinin yanı sıra, çok geniş dereceli entegre devreli yeni teknolojileri içermekte, ayrıca yapay zekâ alanında ses tanıma ve paralel işlem gibi şaşırtıcı olguları gerçekleştirmektedirler.İlk Bilgisayar alanındaki korkunç gelişme sürmektedir. Bilgisayar ağları, bilgisayarlı posta ve elektronik yayıncılık, son yıllarda gelişen uygulamalardan yalnızca birkaçıdır. Teknolojideki gelişmeler, yakın gelecekte bilgisayar ya da terminallerin evlerin, okulların ve büroların çoğunda yerlerini alacaklarını ve hem daha güçlü, hem de daha ucuz bilgisayarlar üretileceğini göstermektedir.


12 Kasım 2014 Çarşamba

Bilgisayar ve Tarihçesi

Bilgisayar



Belirli programlara göre verileri otomatik olarak işleyen makine. Bilgisayar (elektronik beyin, kompüter de denir), aritmetik hesaplamaları hızlı, güvenilir ve kolay biçimde gerçekleştirmek için yapılmış bir aygıttır. Bilgisayarlar üç önemli gruba ayrılır: Özellikle dijital sayılarla işlemleri gerçekleştiren dijital bilgisayarlar(günümüzde en yaygın tiptir); analog bilgisayarlar; karma bilgisayarlar.
Dijital, analog ve karma bilgisayarlar, dış verilere da¬yandıklarından kavramsal olarak birbirlerine benzerler; ama uygulamada,, yeni hesap işleri yapmak için yeni programlar alınmasını gerektirmeleri konusunda belirgin biçimde birbirlerinden ayrılırlar. Dijital bilgisayarlar, elle verilen komutlar sayesinde (ya da modern çeşitlerinde otomatik olarak), yeni programları kolaylıkla çalıştırırlar. Analog ve karma bilgisayarlar için yeniden programlama, mekanizma ve bileşenlerin kısmi olarak yeniden toplanması ve birleştirilmesi işlemini içerir.
Analog bilgisayarlar, hesaplamada belirli tip matematiksel ilişkiyi kabul etmek için ayarlanmış fiziksel aygıtların montajından oluştuklarından, yeni bir ilişkinin seçimi yeni bir montajı gerektirebilir.



Bilgisayarın Tarihçesi


Eski bilgisayarlar


Tarihsel olarak, en önemli eski hesap aleti, 2000 yıldan uzun süredir bilinen ve yaygın olarak kullanılan abaktır. Abak, üstüne boncukların dizildiği paralel tellerden oluşan basit bir tahta alettir. Boncuklar, kullanan kişinin ezberlemesi gereken "programlama" kurallarına göre teller üstünde hareket ettirildiğinde, kullanılan bütün aritmetik işlemleri uygulanabilir. Yine bir hesaplama aleti olan usturlup da, yaklaşık 2000 yıl önce denizcilikte kullanılmaya başlamıştır.
Blaise Pascal, 1642'de ilk "dijital hesap makinesini yapmıştır. Yalnızca tuşlar aracılığıyla girilen rakamları toplama işlemini gerçekleştiren bu aygıtı, vergi toplayıcısı olan babasına yardım için geliştirmiştir. 1671'de Gottfried Wilhelm Von Leibniz de bir "bilgisayar" tasarlamıştır: 1694'te yapılan bu aygıt toplama ve yer değiştirme ile çarpma yapabiliyordu. Lebiniz, toplamları el¬de eden özel bir "aşamalı dişli" mekanizma bulmuştur ve bu mekanizma günümüzde de kullanılmaktadır. Leibniz ve Pascal tarafından yapılan söz konusu ilk bilgisayarlar, yaygın olarak kullanılmamış, Colmarlı Tomas (Charles Xavier Thomas), toplama, çıkartma, çarpma ve bölme yapan ilk ticari başarılı mekanik hesap maki¬nesini ancak 1820'de geliştirmiştir. Bu makineyi, çeşitli kişilerin geliştirdikleri masa üstü mekanik hesap maki¬neleri izlemiş, böylece yaklaşık 1890'da, kısmi sonuçların belleğe alınması, korunması, eski sonuçların yeni¬den kullanılabilmesi ve sonuçların çıktısının alınmasını içeren işlemler ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeler, bilimin gereksinmeleri pek göz önünde tutulmayarak, özellikle ticari kullanıcıların gereksinmelerini karşılamak amacıyla gerçekleştirilmiştir.

Babbage. Colmarlı Tomas'nın masa üstü hesap maki¬nelerini geliştirdiği dönemde, Cambridge'de (İngiltere) Charles Babbage bilgisayarlarda son derece ilgi çekici bir dizi gelişme sağlamıştır. Babbage, özellikle matematiksel tablolar hazırlanmasını gerektiren birçok uzun işlemin, düzenli olarak yinelenen günlük işlemleri kapsadığını fark etmiş (1812), buna dayanarak, söz konusu işlemlerin otomatik olarak yapılmaları gerektiği sonucunu çıkartmıştır. "Fark aygıtı" adı verdiği otomatik mekanik hesap makinesinin, 1822'de gösterim amacıyla, çalışan küçük bir modelini yapmış, İngiliz hükümetinden para yardımı alınca, 1823'te tam hesaplı bir fark aygıtının yapımına girişmiştir: Buharla çalışansa otomatik olan, hatta sonuçta elde edilen tabloların çıktılarını veren bir alet olmasına çalışılan bu aygıta sabit talimat programıyla kumanda ediliyordu.
Babbage, kullanım ve uygulama alanlarının sınırlı olmasına karşın kavram olarak büyük bir ilerleme olan fark aygıtı üstünde çalışmayı, daha on yıl sürdürmüş, ama aynı zamanda da, başka bir aygıtın tasarımına girişmiştir. Günümüzde genel amaçlı tam programlanabilir, otomatik, mekanik dijital bilgisayar diye tanımlanabilecek bu aygıtı, "analitik aygıt" diye adlandırmıştır. Yüzyıl kadar sonra bile tam olarak gerçekleştirilememiş olma¬sına karşın, bu tasarım tam kesin doğruluğu amaç alma-

sı açısından önemlidir. Analitik aygıt planlarında, 50 ondalık basamaklı sayıda (kelimede) işlem yapan paralel bir ondalık bilgisayar oluşturulmuş ve benzer sayıların 1 000 tanesini saklama yeteneğine (bellek) yer verilmiştir. Bu aygıtın yapabileceği işlemler, modern bir genel amaçlı bilgisayarın gereksinme duyabileceği her şeyi, konuların yalnızca sayısal sırada değil, belirtilen bir sıra¬da gerçekleştirilmesini sağlayan, en önemli "koşulları denetim göndermesi" yeterliliğini bile içeriyordu. Her¬hangi bir okuma istasyonundan makinenin okuyacağı 'delikli kartlar kullanılacaktı" (Jacpuar dokuma tezgâhındakilere benziyorlardı). Aygıt, buhar gücüyle otomatik olarak çalışması için tasarlanmıştı ve yalnızca bir kişi tarafından kullanılabilecekti.


Tarihi bilgisayar

Babbage, bilgisayarını hiçbir zaman tamamlayamamış, başarısızlığına çeşitli nedenler gösterilmiştir; en sık gösterilen neden, o dönemde kesin doğrululuk aygıt tekniklerinin yokluğudur. İkinci bir neden de, Babba- ge'in 1840'ta o dönemlerde pek az kişinin işine yarayacak başka bir sorunu da çözmeye uğraşmış olmasıdır.
Babbage'den sonra otomatik dijital bilgisayarlara ilgi, geçici olarak yitirildi. 1850-1900 arasında matematiksel fizikte önemli ilerlemeler gerçekleştirildi ve gözlemlenebilen dinamik olguların çoğunun diferansiyel denklemlerle gösterilebileceği anlaşıldı; böylece bunlar cebirin öbür problemlerinin çözülmesi için yararlı oldular. Ayrıca, buhar gücü, üretimin, taşımacılık ve ticaretin gelişmesine neden oldu ve önemli mühendislik başarılarının gerçekleştirildiği bir dönemin başlamasını hazırladı. Demiryollarının döşenmesi ve buharlı gemiler, dokuma fabrikaları ve köprülerin yapımı, ağırlık merkezi, yüzebilirlik merkezi, eylemsizlik momenti, gerilim dağılımları gibi | niceliklerini belirlenmesi için diferansiyel işlemler gerektirdi; hatta bir buhar motorunun güç çıkışının değerlendirilmesi için bile, uygulamalı matematiksel entegrasyona gereksinme duyuldu. Dolayısıyla, birçok kez tekrarlanan hesaplamayı hızla yapabilecek bir makine, kesin bir gereksinme haline geldi.


Hollerith'in delikli kartlar kullanması


Delikli kart sistemi 


Otomasyon işleminde ileri bir adım, ilk olarak 1890'da ABD'de Sayım Bürosu'nda çalışan Herman Hollerith'in ve James Povvers'ın bilgisayarlarla bağlantılı olarak başarıyla kullanılan delikli kartlarının hizmete girmesi oldu. Geliştirdikleri aygıtlar, arada insan olmaksızın, kartlara delinmiş verileri otomatik olarak okuyorlardı. Böylece hatalar son derece azaltılmış, iş akışı hızlanmış, daha da önemlisi, delikli kart grupları, aşağı yukarı sınırsız bir kapasiteyle ulaşılabilir bellek deposu olarak kullanılabilir duruma gelmişlerdi; ayrıca, farklı kart gruplarında farklı problemler depolanıp, gereksinme duyulduğunda üstünde çalışabiliyordu.

Bu üstünlükler ticari ilgi de uyandırdı ve çok geçme¬den İBM, Remington-Rand, Burroughs, vb. şirketler, geliştirilmiş kartlı iş makinesi sistemleri yaptılar. Bu sistemlerde, elektrik gücünün mekanik hareket (toplama aletinin kolunu çevirmek gibi) sağladığı elektromekanik aygıtlar kullanıldı. Benzer sistemlerde, kısa bir süre sonra, belirli sayıda kartı bir okuma bölmesinden otomatik olarak besleyen özelliklerden yararlanıldı. Bu aygıtlar, toplama, çarpma ve belleğe alma gibi işlemleri gerçekleştiriyor ve sonuçların üstlerine delindiği kartları çıkarıyorlardı. Günümüzün standartlarına göre kartlı makineler yavaştı; her biri 80 ondalık sayı alan, dakikada ortalama 50-250 kart işleyebiliyordu. Ne var ki, o dönem için, delikli kartlar, ileri atılmış çok önemli bir adımdı.


Otomatik Dijital Bilgisayarlar

İlk bilgisayarlar


1930 yıllarının sonlarında kartlı makine teknikleri iyi kullanılabilir ve güvenilir duruma geldi. Bu arada birkaç araştırma grubu, otomatik dijital bilgisayarlar üstünde çalışmaya başladı. Standart elektromekanik bölümlerden yapılan, umut verici bir makine, İBM için çalışan, Howard Hathaway Aiken'in yönettiği bir ekip tarafından gerçekleştirildi. Harvard Mark I adı verilen bu makine, 23 ondalık basamaklı sayıları (kelimeleri) yönetebiliyor ve dört işlemi de yapa¬biliyordu. Bunun yanı sıra, logaritma ve trigonometri fonksiyonlarını çözen, özel yapılmış programları (ya da alt programları) vardı. Mark I, önceden delinmiş bir kâğıt şeritle denetleniyor, böylece otomatik "denetim ak¬tarımı" komutlarını programlamak gerekmiyordu. Çıktılar, kartların üstü delinerek ya da elektrikli daktiloyla sağlanıyordu. Mark I, tuş içeriği olarak elektromanyetik yayınların yanı sıra İBM dönel sayaç çarkları kullanma-sına karşın, yayıcı bilgisayar diye sınıflandırılmıştı.


Elektronik dijital bilgisayarlar

 İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması, özellikle ordu için, önemli bir hesaplama yeteneği gereksinmesini doğurdu: Mermi yolu çizelgeleri, vb. yararlı verilerin eksik olduğu yeni silah sistemleri üretilmeye başlanmıştı. 1942'de Pensilvanya Üniversitesi Moore Elektrik mühendisliği Okulu'nda J.Presper Eckert, John W. Mauchly ve çalışma arkadaşları, yüksek hızlı elektronik bilgisayar yapmaya karar verdiler. ENİ- AC adıyla (Elektronik Sayısal Entegre edici ve Hesaplayıcı) gerçekleştirilen bu makinenin sayısal kelime büyüklüğü 10 ondalık basamaktı ve bu tür iki sayıyı, belleğinde saklı olan bir çarpım tablosundan her bir çarpanın değerini bularak, saniyede 300 çarpan miktarında çarpabiliyordu.İşlem yapılması güç olmakla birlikte, önceki bilgisayarlar kuşağından çok daha hızlıydı.


ENİAC'ta 18000 standart havasız tüp kullanılmıştı;
167,3 m2 alan kaplıyor ve yaklaşık olarak 180 000 watt elektrik gücü tüketiyordu. Delikli kart giriş ve çıkışın, 20 toplam alma tuşu vardı. Bir program içeren gerçekleştirilebilir komutlar, ayrı bölmelerine yerleştirilmişlerdi ve işlemlerin akışı için, makine içinde bir hat oluşturacak biçimde birbirlerine bağlanmışlardı. Ama bu bağlantıların, farklı problem için, yeniden yapılması, ayırma fonksiyon tabloları ve tuşların da yeniden düzenlenme¬si gerekiyordu. Yani bu "kendi komutunu kendin bağ¬la" tekniği kullanışsızdı ve aygıt yalnızca bazı belgelerle programlanabiliyordu; dolayısıyla yalnızca, tasarlanmış olduğu belirli programları ele almada verimliydi.


Modem saklı program" EDC


ENİAC'n başarısı, matematikçi kuramsal bir hesap çalışmasına yöneltti. Bu çalışması sonucunda, bilgisayarın çok basit, sabit bir fiziksel yapısı olabileceğini ve donanımda herhangi bir değişiklik gerekmeksizin her türlü hesabın, uygun programlı denetim aracılığıyla etkili olarak gerçekleştirebileceğini ortaya koydu. Von Neumann pratik,hızlı bilgisayarların nasıl düzenlenip,yapılacağı konusunda yeni bir anlayış getirmiştir; bu düşünceler, sık sık paket program tekniği olarak ele alınırlar: Yüksek hızlı dijital bilgisayarların gelecek kuşağına temel oluşturmuşlardır.
Von Neumann, koşullu denetim aktarımı (herhangi bir noktada program sırasının kesilip tekrar başlatılmasını sağlar) denilen özel bir tür makine komutu sağlayarak ve istenildiği zaman komutların verilerle, aritmetik olarak, aynı biçimde değiştirilebilmesi amacıyla, bütün komut programlarını verilerle birlikte aynı bellek biriminde saklamıştır.
Bu tür birkaç tekniğin bir sonucu olarak, alt hatlarda- ki komutlarla daha çok hesap işlemi gerçekleştirilmesiyle, hesaplama ve programlama daha hızlı, daha esnek ve daha etkili olmuştur. Sık sık kullanılan alt hatların her yeni problem için tekrar programlanması gerekmez; ama "gözlerde",zarar görmemiş halde korunma¬sı ve gerektiği zaman belleğe okunması gerekiyor; böylece, belirli bir programın çoğu alt hat gözlerinden toplanabilir. Çok amaçlı bilgisayar belleği, üstünde uzun bir işlemin bölümlerinin saklandığı, parçaları üstünde çalışıldığı ve son sonuçları oluşturmak için birleştirildiği bir birleşme yeri olmuştur. Bilgisayar denetimi, bütün işlem için, ufak tefek komutlar girilerek sağlanır.


Eski bilgisayar

Bu gelişmelerden yararlanan ilk modern programlanabilir elektronik bilgisayarlar kuşağı 194/ de ortaya Çıktı. Bu grup, "yaz-oku bellek" (RAM) kullanan bilgisayarları içeriyordu. Bu makinelerde delikli kart ya da bant giriş ve çıkış aygıtları ve 0,5 mikro saniye (0,5* 10 sn) erişim süreli, 1|000kelime kapasiteli RAM ler vardı, bunlardan bazıları çarpma işlemini 2-4 mikro saniyede gerçekleştirebiliyordu. Fiziksel olarak ENIAC dan çok daha kusursuzdular; bazıları büyük bir piyano kadardı ve eski makinelerin gerektirdiğinden çok dana az 500- küçük elektron tüpü gerektiriyordu.İlk donem bellek programlı bilgisayarlar, işlemlerde yaklaşık olarak % 70-% 80 güvenilirliğe ulaşıyor ve 8-12 yıl süreyle kullanılabiliyorlardı. 1950 yıllarının ortalarında, işlemlerin ileri programlama biçiminde yapılmasına karşın, genel olarak makine diliyle programlanmışlardı. Bu makine grupları, ilk ticari uygunlukta makineler olan EDVAC ve UNİVAC’ı kapsar.

1950 yıllarında ilerlemeler


1950'li yıllarda bilgisayar


1950 yıllarının başlarında iki önemli mühendislik buluşu, elektrik-bilgisayar alanına bakış açısını, hızlı ama güvenilmez donanım görünümünden, yüksek güvenilirlikli, hatta daha çok kapasiteli görünüme değiştirmiştir. Bu buluşlar manyetik temelli bellek ve transistor devreli elemandır.
Bu yeni teknik buluşlar hızla, yeni dijital bilgisayar modellerindeki yerlerini aldılar; 1960 yıllarının başlarında, ticari kullanımlı makinelerde, erişim süresi 2 ya da 3 mikron saniye olurken, RAM kapasitesi de 8 000'den 64 000 kelimeye artırıldı. Ama bu makineler satın alınamayacak ya da kiralanamayacak kadar pahalıydı; ayrıca özellikle artan programlama maliyetinden dolayı kullanılmaları masraflıydı. Genellikle, bünyesin¬de birçok programcı ve destek personel bulunduran büyük bilgi-işlem merkezlerinde (sanayi, hükümet, özel laboratuarlar, vb.) bulunuyorlardı. Bu durum, yüksek kapasitenin paylaşılmasına olanak sağlayan işlem modlarına yol açmıştır; böyle bir mod, programların hazırlanıp, manyetik makara, manyetik disk paketleri ve manyetik kaset gibi nispeten daha ucuz depolama araç gereçleri üstünde işleme hazır tutulduğu BATCH işlemidir. Bilgisayar bir problemi bitirdiğinde, bütün problemi -program ve sonuçları- genel olarak bu hazır bellek birimlerinin birine yükler ve yeni bir problem alır. Güçlü makinelerde, hızlı kullanım için bir başka mod "zaman Paylaşımı”dır. Zaman paylaşımında bilgisayar, bekleyen birçok işi öyle hızlı bir başarıyla yapar ki işlem, öbür işler yokmuş gibi hızla gerçekleşir. Böyle işlem modları, çeşitli görevlerin yönetimini sürdürmek için, ayrıntılı yönetim programları gerektirir.


1960 yıllarındaki ilerlemeler


1960 yıllarında, en yüksek kapasitede, olabilecek en hızlı bilgisayarı tasarlama ve geliştirme çalışmaları, Kaliforniya Üniversitesinin Livermore Radyasyon Laboratuarları için Sperry Rand şirketinin I AR( makinesini ve İBM'in Stretch bilgisayarını gerçekleştirmeleriyle, bir dönüm noktasına ulaştı. LARC'ın 98 000 kelimelik belleği vardı ve 10 mikron saniyede çarpma yapabiliyordu. Stretch, yüksek kapasiteli diziler için daha yavaş girişli birkaç dizi bellekle donatılmıştı; en hızlı erişim süresi 1 mikron saniyeden az, toplam kapasitesi 100 milyon kelime dolayındaydı. Bu dönemde, önemli bilgisayar üreticileri, çeşitli yan aygıtların yanı sıra, fiyatları farklı bir dizi bilgisayar seçeneği sundular. Söz konusu yan aygıtlar konsollar ve kart besleyiciler gibi girdi aletlerini, sayfa yazıcıları, katod işini tüplü göstericileri ve grafik aygıtları gibi çıktı aygıtlarını, isteğe bağlı olarak manyetik kaset ve manyetik disketle dosya saklamayı içeriyordu. Bunlar, borç çıkartma, ücret bordrosu, demirbaş denetimi, fatura yazımı gibi iş uygulamalarında geniş bir kullanım alanı buldular. Bu tür işlemler için merkezî işlem biriminin (CPU) aritmetik olarak çok hızlı olması gerekmiyordu ve temel olarak dosyadaki geniş miktarda kaydı uzun süre koruyordu. Hastanelerde hasta, ilaç ve uygulanan tedavi kayıtlarını tutmak gibi daha basit uygulamalar için de çok sayıda bilgisayar sistemi oluşturuldu.

(Devam edecektir)

1 Kasım 2014 Cumartesi

Balıklar ve Anatomileri

Balıklar ve Anatomileri

Balık


Yaşayan balık türleri üç sınıfa ayrılır: bofa balıklarını kapsayan çenesizler {agnatha); köpekbalıklarını kapsa­yan kıkırdaklı balıklar geri kalan bütün yaşayan balık türlerini içeren kemikli balıklar {uste- ichthyes). bu üç öbekte balıkların iskeleti birbirinden çok farklıdır. bofa balıklarında omurganın temeli, kıkır­dak bir sırt ipine dayanır. Köpekbalıklarında ve vatozlar­da sırt ipi kıkırdak halkalarından (omurlar) oluşur; iske­letin geri kalan bölümü de kemikli değil kıkırdaklıdır; birçok balık çeşidinde kıkırdağın bir bölümü kireçleşmiştir ve kireç tuzlarının eklenmesi nedeniyle sertleş­miştir. Mersinbalığı gibi ilkel kemikli balıklarda, sırt ipi boyunca uzanan omurlar büyük ölçüde kıkırdaklıdır. Birçok gelişmiş kemikli balıktaysa, kemikten oluşan omurlar omurgaya bağlanır ve bu balıklarda sırt ipi bu­lunmaz.

Irmak bofa balığı gibi bazı balıklarda, her omura bağ­lanmış bir tek ya da bir çift ışın (ya da radius) vardır gelişmiş kemikli balıklarda ışınlar, kaslar arası kılçıklar gibi küçük olabilir ve bazı balıkların yenmesini güçleştirebilir.
Yüzgeçler, çoğunlukla ince bir zar ile bu zarın dik ve gergin durmasını sağlayan ışınlardan oluşur. tek bir parçadan oluşan sert ve sivri ışınlar "dikey ışın, yumuşak olanlar "yumuşak ışın" diye adlandırılır.
Balıkların pulları renksizdir; bir balığın rengi, pulların altındaki yapıya sıkı sıkıya ya da büyük ölçüde bağlıdır. Bütün balıklar pullu değildir ya da pullar gözle görüle­meyecek kadar küçük olabilir. Ayrıca pullar bedenin yalnızca bir bölümünde ve birbirinin üstüne kiremit dü­zeninde binmiş (ya da mozaik döşenişi düzeninde sıra­lamış) olarak bulunabilir.

Balıkların pulları yapı bakımından dört çeşittir. kö­pekbalıklarında ve vatoz balıklarında bulunan, "deri dişçiği" de denen plakoit pulların biçimi dişe benzer. Gerçekten de, biçimsel değişiklik geçiren ve irileşen pullar köpekbalıklarının dişlerini oluşturmuştur. plakoit pullar, daha içerde bulunan ve mineye benzeyen bir yapının, bir iç mine tabakasının, bir dişözü boşluğunun ve deri içine gömülmüş disk biçimindeki bir dip düzlü­ğünün dışta kalan tabakasını oluşturur. irice plakoit pul­lara "arma" ya da "bukle" adı verilir. ne var ki plakoit pulların boyutları, kemikli balıkların pulları kadar büyü­mez: yavru köpekbalığı büyüdükçe, yeni çıkan pullar bedenin büyüyen bölümlerini örter. fosil coelcanthi- formestakımı üyelerinde bulunan kozmoit pullara, gü­nümüzde akciğerli balıklarda da rastlanır; ama biçimleri çok daha gelişmiştir ve tek bir tabaka oluşturur. coel- canthiformes takımı üyelerinin kozmoit pulları, dört ta­bakalı, kemikten pullardı. en dıştaki tabaka parlak ve minedendi; ikinci tabaka diş minesine benzeyen bir maddedendi; üçüncü tabaka süngersi kemikten, daha içteki dördüncü tabaka tıkız kemiktendi.


Mersinbalıklarında bulunan ganoit pullar, eşkenar dörtgen biçimindedir ve tek bir kemik tabakasından oluşur. leptoit pullarsa, daha gelişmiş kemikli balıklarda bulunur ve iki biçimi vardır: sikloit pullar; ktenoit pullar. ktenoit pullar, bir ya da birkaç sıra halinde dizilmiş kü­çük dikenler taşır. Akciğerli balıkların tek tabakalı koz­moit pulları da, farklı gelişme göstermiş leptoit pullar olarak kabul edilebilir.

Solungaç


Dolaşım Sistemi


Balıkların kanı, öbür omurgalılarda olduğu gibi, oksijen taşımaya yarar; kan, beslenmeyi ve boşaltımı sağlayan
Maddedir. Balıkların kan dolaşım sistemi tek çevrimlidir. yürek solungaçlar beden-yürek ve yürek-beden-
yürek. Balıkların yüreği iki bölümlüdür. bir üst boşluk (ya da odacık) ve bir alt karıncık (iki yaşayışların yüreği üç bölümlüdür: iki odacık ve bir karıncık; sürüngenle­rin yüreği üç ya da dört bölümlü, kuşların ve memelilerinki dört bölümlüdür [iki odacık ve iki karıncık]). bu­nunla birlikte balıkların yüreğinde iki tane de ikincil odacık bulunur; bu dört bölüm de tek bir yürek dışla­rıyla çevrilidir.


Solunum


Balıklar yaşayabilmek için, suyun içinde erimiş oksijeni alarak solunum aygıtına aktarmak zorundadırlar. Bu iş­lem solungaçta, akciğerler, özel odacıklar ya da deri (her zaman bol damarlı olduğundan bir solunum aygıtı gibi çalışır) aracılığıyla gerçekleşir. Oksijeni suyun için­den çekip almak daha güçtür ve havadan almaya oran­la daha çok enerji gerektirir. Su havadan bin kat daha yoğundur ve 20 °c' ta 50 kat daha akışkandır; ayrıca, aynı hacimdeki havada bulunan oksijen miktarının yal­nızca % 3'ünü kapsar: bu nedenle balıklarda, zorunlu olarak, sudan oksijen almak için çok daha etkili sistem­ler gelişmiştir. Balıklar solungaçlarından geçen suyun içindeki oksijenin % 80'ini kullanabilirler; buna karşılık insan eğerlerinden geçen havanın içindeki oksijenin ancak % 25'inden yararlanabilir.

Solungaçlar birçok biçimde etkili olur:

Gaz değiş- tokuşundan gelen oksijen miktarı büyüktür ve birim za­man içinde kan dolaşımına giren oksijen miktarı da bü­yük olacaktır. Bir kemikli balığın solungacı, bir çift iplik­çik dizisi taşıyan bir solungaç yayından oluşur. Her ip­likçik küçük bir kıvrım kapsar ve bu kıvrım sayesinde hem kendisinin, hem de solungaçların yüzeyini büyük miktarda artırır:(sözgelimi solungaçların yüzeyi, beden yüzeyinden 10-60 kat büyük olabilir; oksijenin kısa bir uzaklıktan gelmesi, kana giren oksijen miktarını artı­rır. İplikçiklerin içine giren kan, böylece suyun çok yakı­nına ulaşır: ¡suyla arasında çok ince (mikron, hatta bazen daha da ince bir çeper vardır) oksijenin iplik­çiklerin içinde bir karşı dolaşım gerçekleştirmesi, oksi­jenle yüklü kanın suyla aynı yönde ilerleyerek iplikçik­lere girmesine, oksijenini yitiren suyunsa ters yönde ilerleyerek dışarı atılmasına yol açar. ne var ki bu işlem yalnızca, sudaki oksijenin kana geçmesini sağlayacak biçimde gerçekleşir; kandaki oksijen asla suya geç­mez; 4) solungaçlarda çok az ölü fizyolojik alan bulu­nur. İplikçiklerin kıvrımları birbirine çok yakın olduğun­dan, içlerinden geçen su, gaz değiş-tokuşunda kullanı­lır; 5) su, sürekli olarak, solungaçlarda hep tek bir yön­de ilerler (oysa memelilerde hava akciğerlere aynı yer­den girer ve aynı yerden çıkar).










Pul

Havayı Soluma


Suyun dışına çıkarılan balık ölür; çünkü solunum yüzeyi daralarak ve kuruyarak görev yapamaz hale gelir böylece oksijen kanın içinde dağılamaz. Buna karşılık birçok balıkta, havadaki oksijeni kullanabilme yöntemi gelişmiştir. Bu tür bir uyarlanma, balıklara, oksijeni az sularda yaşama olanağı verir; bu tür 5-1 sularda ya da zaman zaman kuruyan sularda yaşayanlar ve söz konusu uyarlanmayı geçirmiş balıklar, su yüzüne çıkarak hava yutarlar. Gene bazı balıklarsa, öbür balıkların yaklaşamadığı bataklıklarda yaşama olanağı bulurlar. Başka bir yöntem de, tıpkı tatlı su yılanbalıklarının yaptığı gibi, nemli deri aracılığıyla solumaktır. Birçok olur durumda, balıkların ağzının, boğazının ya da kafasının ede içinde özel odacıklar oluşur; içeri çekilen hava, bu odacıklarda, bol damarlı nemli bir dokuyla ilişkiye geçer. Bazı balıklar, yutulan. Havanın içindeki oksijeni, bağırsak içindeki çok ince deri aracılığıyla alabilirler. Bazı ba­lıklardaysa yüzme kesesi, atmosferdeki havayı soluya­bilecek bir aygıta dönüşmüştür. Bazı türler için havayı solumak büyük önem kazanır ve bu türlerin üyeleri, ha­vayı solumaları engellenirse, soluksuzluktan tıkanırlar.


Beden Sıcaklığı


Balıklar soğukkanlı hayvanlardır: yani beden sıcaklıkla­rı dış ortamın sıcaklığına bağlı olarak değişir. Bununla birlikte, balıkların metabolizması, besinleri yakarak ve başka yöntemlerden yararlanarak ısı üretebilir; ne var ki bu ısının büyük bölümü solungaçlardan dışarı yayılır. Solungaçlardan geçen kan hızla suya ısı verir. Bu ne­denle balığın beden sıcaklığı, su sıcaklığının yalnızca 1 °c altındadır. Buna karşılık orkinoslar (ya da tonbalıkları) ve bazı başka balıklar sıcakkanlı hayvanlardır. Bu ba­lıklar, ters yönde akan ve birbirleriyle ısı alışverişinde bulunan iki dolaşım ağında bir ısı dengesi geliştirmişler­dir; söz konusu sistem, girişte ve çıkışta kan damarları­nın birleşmesine dayanır. Böylece, solungaçlara giden bedendeki kanın ısısı, solungaçlardan gelen soğuk kana aktarılarak, hayvanın beden sıcaklığı su sıcaklığının 5-12 °c üstünde tutulur. Sıcak sularda avlanan bu balık­lardan birinin beden sıcaklığının 37,8 °c olduğu göz­lenmiştir. Mavi yüzgeçli orkinosların beden sıcaklıkları daha da yüksek olduğundan, bu balıklar sıcakkanlı hay­vanlar olarak kabul edilebilirler. Bu sayede farklı sıcak­lıklardaki sularda bile (su sıcaklığının 20'0c'ın üstünde olması koşuluyla balığın beden sıcaklığı en çok 5 °c fark eder), beden sıcaklıklarını aşağı yukarı sabit tutabilirler.
Sıcakkanlı bir bedene sahip olmanın sağladığı yarar­lardan biri, kas yeteneğinin çok etkili boyutlara ulaşabil­mesidir. Sözgelimi, beden sıcaklığının 10 °c artması, kaslardaki kasılmaların üç kat daha hızlı olmasın ve kasların yemden eski haline gelme yeteneğinin de üç kat artmasını sağlar. Kas gücünün fazla olması, avı ko­valarken, düşmanlardan kaçarken daha hızlı yol alma uzaklara yapılan göçleri daha kısa bir sürede yapma olanağı verir.



Akış Bilançosu


Tatlı su balıklarının kanı, balığın içinde yaşadığı sudan çok daha tuzludur. Geçişme basıncı -yani tuz yoğunlu­ğundaki farklılığı ortadan kaldırarak kan ve suda eşit miktarda tuz bulunmasını sağlamaya çalışan güç- suyun özellikle solungaçlar, ağız boşluğu zarı ve barsak aracı­lığıyla balığın bedenine girmesini sağlar. Tatlı su balıkla­rı, su fazlasını dışarı atmak için, bol miktarda yoğunluğu az sidik üretirler. Sözgelimi ırmak bofa balıkları, her gün, toplam beden ağırlıklarının yaklaşık % 36'sı kadar sidik üretebilir; kemikli balıklarsa her gün, beden ağır­lıklarının % 5-12'si kadar sidik üretirler. bu balıklar su yitirirken tuz da yitirirler ve aldıkları besinlerin içindeki tuz, bedendeki tuz dengesini sabit tutmaya yetmez; bu nedenle tatlı su balıkları, solungaçları aracılığıyla sudan tuz emme yeteneğini geliştirmişlerdir.
Deniz kemikli balıklarındaysa, tam tersine, balığın kanı deniz suyuna oranla daha az tuzludur, dolayısıyla deniz balıkları su yitirirler ve tuz soğururlar. Bu işlemde­ki su kaybını yerine koymak için, deniz balıkları deniz suyu içerler ve çok sınırlı miktarda sidik üretirler. Deniz suyu içmek, sonuçta, çeşitli biçimlerde dışarı atılan tu­zun bedendeki yoğunluğunu artırır kalsiyum, magnez­yum ve sülfatlar dışkıyla dışarı atılır. sodyum, potas­yum, klor ve azot bileşikleri, tıpkı sidik gibi, solungaçlar aracılığıyla boşaltılır.
myxiniformes üyeleri (Türkiye sularında bulu­nan tek türü Akdeniz’de yaşayan myxine glatinosa'dır) ve köpekbalıkları, tuz dengesi sorununu başka biçimde çözmüşlerdir: myxiniformes'lerin kanındaki toplam tuz yoğunluğu, aşağı yukarı deniz suyununkine eşittir; köpekbalıklarının solungaçları sidiği dışarı atmaz ve si­dik kanda saklanır. Kanda sidik ve başka tuzların bulun­ması, köpekbalığının kanındaki tuz yoğunluğunu deniz suyu tuz yoğunluğunun biraz üstünde tutar.


7 Ekim 2014 Salı

Ekim Ayı Filmleri

2014 Ekim Ayı İlk Haftası Vizyona Giren Filmler





Pek Yakında



Filmin başrol oyuncusu Cem Yılmaz,Zafer karakteri ile karşımızda.Korsan DVD ve illegal işlerle hayatını devam ettiren Zafer,bu işlere devam etmesi halinde evliliğinin biteceğini karısından öğrenir.Bu tarz işlere tövbe etmeye hazırlanan Zafer,ailesini ve yuvasını kurtarmak adına figüran rollerine tekrar dönmeye ve yeniden başlamaya karar verir.Sinemacı dostları ile bir araya gelerek hayalindeki filmi çekmek adına elinden geleni yapacak olan ekip,’Şahikalar-Kötülüğün Sonu’ isimli film için kolları sıvarlar.Fakat imkansızlıklar da bir o kadar can sıkıcıdır.Bu sorunlarla baş ederken bir yandan da karısının laflarına maruz kalan ve çıkmaza giren Zafer kararlıdır.
Cem Yılmaz’ın yazıp yönettiği filmde Tülin Özen,Zafer Algöz,Özkan Uğur,Ozan Güven,Çağlar Çorumlu gibi isimler de yer almaktadır.
2 Ekimde sinema salonlarında yerini alan filmde Cem Yılmaz imzasının olması yine büyük ilgi görmesine sebep olmaktadır.2 saat 19 dk süren film tüm Türkiye’de gösterime girmeye başlamıştır.






Dracula: Başlangıç



Transilvanya toprakları 15.yy’da III. Vlad ve eşi Milena yönetimindedir. Bu sıralarda büyüyen Osmanlı’ya karşı devletlerini savunmaya ve büyütmeye kararlı olan çift barış içerisinde yaşamak isterken beklenmedik tehditler almaya başlar. Dönemin Osmanlı İmparatoru II. Mehmed, Eflak’tan Vlad’ında aralarında bulunduğu 1000 erkek çocuğunu Osmanlı ordusuna katmak ister. Bir karar vermesi gereken Vlad, ruhunu şeytana satma fikrine kapılarak Osmanlı’yı yenme hesapları yapar. Şeytanla yapacağı pazarlıktan, oldukça farklı güçlerle ayrılan Vlad o günden itibaren insan kanına doymayacak bir canavar haline gelir. Gerçek bir efsane olan Dracula filmlerinin dışında, yeni ve ilgi çekici bir film olan Dracula: Başlangıç, isminden de anlaşılacağı üzere seri filmi olması yüksek ihtimal. Gary Shore’un yönetmenliğini yaptığı filmin başrolünde Luke Evans yer alıyor.







Asasız Musa


Aydın Orak’ın yönetmenlik hayatına adım attığı film,90’lı yıllarda Diyarbakır’da öldürülen Kürt aydın olan Musa Anter’in hayatı ve dönüm noktaları anlatılıyor.Metaforlar ile izleyiciye ulaşan filmde,geniş bir oyuncu bulunuyor.Öyle ki Musa Anter yaklaşık 10 farklı oyuncu tarafından canlandırılıyor.Musa Anter’in 3 çocuğunun da yer aldığı film 3 ekimde gösterime girmiş bulunmaktadır. 



18 Eylül 2014 Perşembe

Türksat 4A Uydu Ayarları

2014 Türksat 4A Uydu Frekans Ayarları



Türksat 4A Uydu Ayarları

17 eylül gecesi itibariyle Türksat 4A uydu sistemine geçiş yapılacak.Birçok kanalın ekleneceği yeni uydu sıkıntıları da beraberinde getirdi.Otomatik ayarlama menüsünden birçok kanala ulaşabileceğiniz gibi,elle ayarlama gereken kanallarında olduğu belirtildi.Günler öncesinden uydu ayarların değişeceği frekansların ayarlarının yapılması gerektiği belirtilirken 18 eylül sabahında birçok vatandaş televizyon keyfinden mahrum kalarak güne başlayacak.Kanal sistemlerine uygun olan alıcılar kendilerini otomatik olarak ayarlayacak,diğer uydular ise otomatik ve manuel ayarlama modundan yapılacaktır.

Türksat 4A Frekans Bilgileri

2014 yılında uzaya gönderilen Türksat 4A haberleşme uydusu 42 Doğu ilave kapasitesi ile,radyo ve tv kanalları sayısında ciddi bir artış beklenmektedir.Özellikle TRT ile başlayan HD yayın kalitesi de bu sayede birçok kanalda kalite artışı olabilir.HD yayına hangi kanalların geçeceği ise uydu ayarları yapıldıktan sonra belli olacak.

Türksat 4A Ayarları

Kanal ayarlarında 11844 MHz frekansı,Dikey,V-polarizasyon,2222 Sembol oranı,FEC ¾ veya

11747 MHz frekansı,Yatay H-polarizasyon,27500 Sembol oranı ve FEC 5/6 değerlerinin,kanal arama menüsünde girilmesi ve taratılması gerekiyor. 



Uydu ayarları için LG Smart ile örnekleme yaparak (kendi televizyonunuzda işlemler aynıdır,menü görünümü farklı olabilir) resimli olarak bakalım;



1.Menüye giriyoruz,ayar kısmından otomatik ayarlama kısmını açıyoruz.
Ayar


2.Çıkan menüden 'uydu' yazısını seçerek devam ediyoruz.

Uydu

3.Bir servis operatörü yazısının olduğu bölümde YOK seçeneği ile devam ediyoruz.

Yok

4.Programı ayarlamak için uyduyu ve ayarını kontrol edin yazısından 'uydu ayarlarını değiştirin' menüsüne giriyoruz.

Uydu Ayar


5.Açılan menüden 'uydu alıcı verici' kısmındaki ayarları 11844 MHz frekansı,Dikey,V-polarizasyon,2222 Sembol oranı,FEC ¾ veya 11747 MHz frekansı,Yatay H-polarizasyon,27500 Sembol oranı ve FEC 5/6 değerlerini giriyoruz.

Ekle


6.LNB frekansını resimdeki gibi,diğer ayarlarda aynı şekilde ayarlayarak devam ediyoruz.


Uydu alıcı verici


7.Uydu alıcı verici kısmındaki ayarları daha net görebilmek için mavi bulut simgesinde mevcuttur.

Frekans ayarları



8.Ardından ağ arama ve kör arama kısımlarını seçili hale getirerek başlat diyoruz.


Başlat

9.Resimde görüldüğü üzere tarama başlamış bir şekilde kanal aramamız,Türksat 4A ya geçişimiz sağlanıyor.

Bitir



Tüm bunların yanı sıra el ile ayarlamak istediğiniz özel kanalların ve eksik olabilecek bazı kanalların frekansları,geniş arşiv şeklinde alttaki linkte mevcuttur.Neredeyse tüm kanalların bulunduğu listede özel olarak istediğiniz kanalın frekansını manuel ayarlamadan yaparak tv listenize gelmesini sağlayabilirsiniz.







17 Eylül 2014 Çarşamba

2014 Eylül Ayı Filmleri

Eylül Ayında Çıkan Filmler




Ninja Kaplumbağalar



  90’lı yılların en çok izlenen çizgi filmlerinden biri Ninja Kaplumbağalar.Yapım şirketleri bu üne kavuşmuş kahramanları öylece yüzüstü bırakmak istemedi ve devamını sinema salonlarına taşıdı.Geçtiğimiz yıllarda ilk filmi çıkan Ninja Kaplumbağalar filminin çok beğenildiğini söyleyemeyiz.Daha çok çocuklar tarafından izlenen ilk filmin üzerine koyarak kitleyi artırması bekleniyordu.Nitekim gelişen teknoloji ve dijital ortam imkanları sayesinde daha kaliteli bir iş ortaya çıkmış gibi gözüküyor.3D olarak sinema salonlarında yerini alan film konu itibari ile şöyle açıklayabiliriz.

  Kötü karakter Shredder ve ekibi Foot Clan örgütü,şehrin tüm birimlerini ele geçirmeye ve yönetmeye kararlıdır.New York şehrinde geçen olayda,Ninja Kaplumbağalar yeryüzüne çıkarak savaşmaya hazırdır.Suçluların artmasına ve yaşamın zorlaşmasına dayanamayan 4 kaplumbağa kimliklerinin açığa çıkma ihtimaline karşı yeryüzüne çıkmaya karar verirler.

Yönetmen koltuğunda önemli aksiyon filmlerine imza atmış olan Jonathan Liebesman bulunuyor.Ninja kaplumbağaları ise Noel Fisher,Pete Ploszek,Alan Ritchson ve Jeremy Howard canlandırıyor.Megan Fox’unda rol aldığı filmde senarist ekibi rise Josh Appelbaum, Andre Nemec ve Evan Daugherty.   


Ninja Kaplumbağalar Fragman





------------------------------------------------------------------------------------




Dabbe 5-Zehr-i Cin


Dabbe 5 Afiş


Dabbe serisinin son filmi Dabbe 5-Zehr-i Cin.Haftasonu itibariyle eylül ayı gişe rekoru kırmış olan filmde yine son derece gerçekçi sahneler yer alıyor.Yeni nesil genç kesimin dalga ve kahkaha ile izlediği (bizzat sinema salonunda yaşanmıştır) filmde aslında cinlerin varlığını ve inananların etkilendiği aşikardır.Genel olarak Dabbe serisinin anlatılmaya devam ettiği ve görünmeyen varlıkların insanlara musallat olduğunu anlatan film konusu itibariyle;

Dilek ve Ömer mutlu bir birliktelik sürdürmektedir.Ancak Dilek’in gördüğü rüya ile işler tersine döner.Rüyasında ne olduğunu tam anlayamadığı sesler ve suretler görmeye başlayan Dilek,bu varlıkların hayatına da musallat olmasına engel olamaz.Ömer’in çok umursamadığı bu rüyalar Dilek’in hayatını gün geçtikçe etkisi altına almaya başlar.Görünmeyen varlıkların musallat olması ile başlayan hikayenin başrollerinde Murat Özgen ve Irmak Örnek bulunuyor.Yönetmenliğini ise Dabbe serisi yaratıcısı Hasan Hasan Karacadağ Yapıyor.

Dabbe 5 Fragman

14 Eylül 2014 Pazar

Borsa ve Forex

Borsa ve Forex'e Giriş



Borsa ve forex


Borsaya Giriş

  Elinizde bulunan belirli miktarda parayı, bankaya yatırmak, yastık altında saklamak ya da altın alıp değerlenmesini beklemek yerine çok daha mantıklı bir seçenek olabilir borsa. Bu piyasada önemli olan öncelikle iyi bir analist yeteneğinizin olmasıdır. Belirleyeceğiniz strateji ve atacağınız adımlar sizin belirli bir süre içerisinde ilerlemenizi ve yükselmenizi sağlayabilir.

  Piyasada bulunan yatırım araçlarını kullanarak borsaya giriş yapabilirsiniz. Ancak öncelikle borsa ve forex eğitimi almanız gerekmektedir. Hiçbir şey bilmeden piyasaya girmek ve kurcalayarak öğrenme mantığı tamamen yanlış olacaktır. Bilinçsiz bir şekilde giriş yapmak sizi çok sürmeden zarara uğratacaktır. Ayrıca eğitimsiz ve deneyimsiz bir şekilde piyasada bulunmanız, değeri düşük hisse senetlerini yüksek değerlere satın alarak zarara uğramanıza sebep olabilmektedir.
Forex piyasası, borsa ile aynı yatırım şekillerinde yapılır fakat yatırımcılar ve şirketler tarafından daha güvenilir olarak bilinir. Forex piyasasında spekülasyonlara yer verilmez ve dalgalanmalardan yatırımların etkilenmesi söz konusu olmaz, bu yüzden piyasada en çok tercih edilen yatırım aracıdır. Forex 2 şekilde kullanılabilir. Fiziki yatırım şeklinin mümkün olmadığı piyasada yazılı ve sözlü olarak yatırım yapılır. Bankanız aracılığı ile veya anlaşacağınız şirket ile yatırım sözünüz sizi piyasaya sokacaktır.
  
  Tüm bunlardan önce borsa ve forex eğitim seminerlerine katılmanız, deneyimli insanlardan iş hakkında fazlasıyla bilgi almanız, kitaplarını (özellikle her detaya özen gösterecek şekilde) okumanız ve öğrenmeniz çok önemlidir. Tüm bunları öğrenip kendinizi hazır hissettiğinizde 2. Aşama olarak, iyi analiz, düzenli takip ve stratejinizin oluşması gerekmektedir. Borsada para kazanmanın en önemli noktalarından biride analiz ve takip sisteminizdir. Piyasada oluşacak olan dalgalanmaları, değer düşen çıkan hisse senetlerini çok iyi bir şekilde takip etmeniz gerekmektedir.

  Borsada kısa vadede para kazanmak, çok mümkün olan ve tavsiye edilen bir yatırım şekli değildir. Özellikle yeni başlayanlar için tamamen zarar olabilmektedir. Bunun yerine orta ve uzun vadeli yatırımlarınızı yapıp beklemeniz size daha kazançlı bir yol sağlayabilir.
Borsada özellikle asılsız tüyoların çokluğu kafa karıştırmaktadır. Bu aşamada devreye kendi belirlediğiniz stratejiyi kullanmanız faydalı olacaktır. Baştan belirlediğiniz stratejiyi hiçbir zaman değiştirmeden, asılsız tüyolara kulak tıkayarak ilerlemek, bu işin temel kurallarından olmuştur. 
             

11 Eylül 2014 Perşembe

iPhone 6

iPhone 6 Eylül Sonunda Türkiye'de

iPhone 6 


   Uzun zamandır beklediğimiz iPhone 6 sonunda piyasaya çıkıyor.Tanıtımı IFA’da yapılan,birçok ince detayının değişime uğradığı telefonda daha büyük ekran ve ekstra incelik hakim.4.7 ve 5.5 inç olarak 2 farklı boyutta tanıtılan iPhone 6,şimdiye kadar üretilen modellerinin en büyüğü ve en incesi olarak göze çarpıyor.Yeni Retina ekranı ile üretilen modelde,Steve Jobs’un ölümü ardından modellerde tasarım olarak yenilik bekleyen kullanıcılarını yine mutlu etmiş görünüyor.
İsight kamerası ile daha üst seviyelere taşınan görüntü kalitesinin yanı sıra saniyede 60 kare ve hızlandırılmış video özelliği ile devrim niteliğinde bir sensöre sahip.

   Parmak izi özelliği ile iTunes ve birçok marketten alışverişlerinizde güvenilir bir şekilde herhangi bir şifre kullanımına gerek duymadan dolaşmanızı ve alışveriş yapmanızı sağlıyor.
iOS 8 ile tanıtılan iPhone 6,kusursuz bir tasarım ve donanım özellikleri ile piyasaya damga vuracağa benziyor.Öyle ki ön sipariş olarak 100 milyonu aştığı belirtilen telefon için yine geceden sıraya girilmeye başlandı.Yeni çıkan telefon için en çok kullanılan sohbet uygulaması WhatSapp bir güncelleme yaparak bu telefona özel bazı özellikleri programa ekledi.
Türkiye’ye 26 eylülde gelecek ve satışa sunulacak olan telefon yine en pahalı telefon olarak dikkat çekiyor.Yaklaşık olarak 2350 tl civarında olması beklenen 4.7 inç modeli,5.5 inç modelin ise 2650 tl olması bekleniyor.



Akıllı Saat iWatch


iWatch 


   Telefon ile birlikte çıkan akıllı saati iWatch yine tasarım ve donanım özellikleri ile kullanıcılarına sunuluyor.Günlük kullanım saatleri görünümde ve farklı tasarımları ile dikkat çeken saatte telefon ile uyumlu olarak birçok özelliğe sahip olmanıza olanak sağlıyor.Telefon gibi 2 farklı şekilde üretilen saat 38 ve 42 mm seçeneklerine sahip.Birçok renk ve tasarıma sahip olan saatler 2015 yılında piyasaya sürülecek ve fiyatı konusunda henüz net bilgi mevcut değil.Eylül ayı sonunda çıkacak olan iPhone 6 çılgınlığı devam edeceğe benziyor.

8 Eylül 2014 Pazartesi

Uyku Problemi (İnsomnia)

Uykusuzluk  


Uyku Bozukluğu 

Yaşam Kaliteniz Düşebilir!

  Yaşam kalitesini belirli şekilde etkileyebilecek olan uyku bozukluğu durumu,strese dayalı olarak iş ortamı huzursuzluğu,ailevi sorunlar ve diğer farklı sebeplerden dolayı ortaya çıkabilir.Uykusuzluk,kişinin ciddi sağlık sorunları yaşamasına da neden olabilir.Birçok insan uykusuz bir gecenin ardından gün içerisinde,dikkat dağınıklığı,sakarlık,unutkanlık ve yorgunluk gibi belirtilerden dolayı şikayetçi olabilir.Aldığımız besinlerin de etki edebileceği sağlıksız uyku yaşam kalitesini düşürmekte,gün içinde yaptığımız işleri keyifsiz hale getirmekte ve isteksizlik doğurabilmektedir.

Uyku İhtiyacı

  Kişilerin uyku ihtiyacı belirli yaş aralıklarına göre değişim gösterebilmektedir.Kadınların bazı özel durumlarında uyku ihtiyacı normalden 1 saat daha fazla olur.Ergenlik döneminde ise gelişme çağı sebebiyle yine 1 saat fazla uyku ihtiyacı olmaktadır.Yetişkin bir insana günde 7-8 saat arası uyku yeterli iken,70 yaş sonrasında uyku ihtiyacı 5-6 saat civarlarındadır.
Az Uyku ve Depresyon
Depresyona yol açabilecek sebeplerinden başında sağlıksız ve az uyku gelmektedir.Beynin yenilenmesi açısından en gerekli olan uyku yaşamsal bir ihtiyaçtır.Bu ihtiyaçtan mahrum kalmak,zamanla yorgunluk,bitkinlik,iştahsızlık,halsizlik ve isteksizlik gibi zihinsel sorunlara yol açabilir.


Uyku İlaçları

  Eczanelerde bulunan uyku ilaçları,çoğunlukla yeşil reçete ile satılmaktadır.Uyuşturucu ve bağımlılık etkisi yapabilecek,kimyasal maddelerin kullandığı bu ilaçlar kişinin uyumasına yardımcı olsa da doktor kontrolü olmadan kullanılması sağlıklı değildir.Bitkisel kökenli ilaçlar ise kalitesi ve içinde bulunan maddelere göre göreceli etki yaratabilir.Yan etkileri bulunabilecek bu ilaçlar aşırı uyku ve iştah artışı yaratabilir.Bu yüzden ilaçları sürekli kullanmakta sağlık açısından zararlı olabilir.Dozunda ve gerektiği miktarda kullanmak,bunun dışında sadece ilaçları bağlıymış gibi değil,kendi psikolojinizi de düzeltme yolları arayarak bu soruna çözüm bulabilirsiniz.


  Doktorunuza başvurmanız önceliği ile herhangi bir ilaç kullanmadan uyku probleminizin aşılabileceğini unutmayın.Ciddi sağlık problemleri yaşandığında ise bunları düzeltmek adına öncelikle kendi isteğinizi sorgulayın.Rahat ve sağlıklı bir uyku,pozitif düşüncelerin artması ve hayal gücünün gelişimi ile kaliteli bir hayat imkanı sunmaktadır.