Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Marvel Çizgi Roman Tarihi

Marvel Çizgi Roman Tarihi

Marvel Comics

Marvel Comics,ABD’nin en ünlü çizgi roman yayımcı şirketidir.1960’lı yıllardan günümüze kadar uzanmış,Örümcek Adam,Demir Adam,Hulk,Thor gibi unutulmaz kahramanlar yaratmış ve son yıllarda The Walt Disney tarafından satın alınmıştır.
İlk ismi 1939 yıllarında Timely Comics olan şirketin kurucusu Martin Goodman,dönemde bulunan çizgi romanların aksine süper kahramanlar yaratmak ve öykülerini yayımlamak istiyordu.Öyküler Superman karakteri ile başlar ve bu dönem macera çizgi romanlarında altın çağ olarak adlandırılır.
Bu başarı Batman ile devam eder.Devamında ise ilk süper kahraman dizisi Namor yayımlanır.
Namor,insanları sevmemesi özelliğiyle bir anlamda ilk anti-kahraman olma özelliğini taşır.
Ayrı ayrı öykülerde yer almalarına rağmen aralarında zaman zaman ufak çaplı savaşların çizildiği Human-Torch bu popülerliğin devamını sağlar.
Bu dönemde Amerika’nın 2.Dünya Savaşına girmesi ile birlikte Timely şirketi yeni hikayelerinde kahramanları Nazilere karşı kullanmaya başlar.Kötü adam rollerinde süper güçlü kahramanlar yerine daha çok,çılgın bilim adamları veya azılı suçlular bulunur.Savaşın üzerinden geçen altı ay sonrasında en önemli karakterlerden biri olan Kaptan Amerika yaratılır.Ünlü çizgi roman yazarı ve Hulk,Iron Man,Spider man,X-men gibi ünlü kahramanların yaratıcısı Stan Lee’nin Marvel stüdyolarında ilk deneyimi Kaptan Amerika’ya diyalog yazmak olmuştur.

Savaş Sonrası

Süper kahraman modasının artık popülerliğini kaybettiği,western,melodram gibi öykülerin okunduğu ve Timely şirketinin adını Atlas Comics yaparak yeniliklere gittiği bu dönemde en önemli karakter Two Gun Kid olmuştur. 

Çizgi romanda gümüş çağ

DC Comics 1956 yılında şaşırtıcı bir hamle ile eski kahramanlarından Flash,Hawkman ve Green Lantern’i  yeni öykülerinde kullanarak dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır.
Amerika Adalet Birliğini;
Superman,Batman,Harika Kadın,Martian Man,Hawkman ve Aquaman ile kurarak çizgi roman dünyasında 50’li yıllara damga vurmuştur.
Bu Adalet Birliğine 1961 yılında Stan Lee ve Jack Kirby tarafından yeni rakipler çizilmeye başlanmış ve Fantastik Dörtlü bu şekilde ortaya çıkmıştır.Bu öyküler ile inanılmaz başarılar sağlayan yayınevi maddi olarak rahatlamakla kalmayıp genç yazarçizerlerle kadrosunu güçlendirmiştir.

Marvel  şirketi Hulk,Thor,Spider man ve X-Men ile pazar payını genişleterek piyasada zirveye çıkar.Bu dönemde Herkül ve korku karakterlerinden Frankenstein Canavarı da Marvel’e katılmıştır.
Marvel kahramanları ile okurların özdeşleşmesi amacıyla Stan Lee’nin kullandığı ‘Marvel Metodu’
Kahramanlara kişilik ve karakter özellikleri genişletilerek günlük hayatta karşılaşabileceğimiz sorunlarla boğuşmaları sayesinde başarılı olmuştur.

Jack Kirby’nin Ayrılığı

Gümüş çağ dönemi, Marvel yazarçizeri Jack Kirby’nin DC Comics’e geçip Stan Lee gölgesinden kurtulmak ve daha yaratıcı çalışmak istemesi üzerine son bulmuştur.
Bunun üzerine Stan Lee yazarlığı bırakarak editörlük koltuğuna oturur ve bu tarihten itibaren basılan her roman “Stan Lee sunar” etiketi ile yayımlanır.

1990’lı yılların başında yeni yazarçizerler ile tekrar başarı arayan Marvel,Örümcek Adam ve düşmanı  Venom arasındaki savaşı tekrar başlatarak çıtayı yeniden yükseltir.Ancak Marvel çalışanları editör baskısına (gümüş çağda olduğu gibi) dayanamaz ve şirketten ayrılarak İmage Comics’i kurup başarılı olurlar.

O dönemde yeni nesil okuyucularının takip etmekte zorlanması üzerine Marvel Ultimate serisini yayına koyar.Akıcı ve siyasi mesajlar içeren bu tarzı ile yeniden ivme kazanarak 60 yıldır yoluna devam etmektedir.









9 Ağustos 2014 Cumartesi

Ölmeden Yazdım

Ölmeden Yazdım 

Ölmeden Yazdım 
Ne olacaktı ?
Ne olmalıydı ?
Ayıp olur mu?
Ayıp mıydı kilometrelerce uzaktan sesini duymak kuşların
bastırılmamış duygularını yüreğinden çıkarıp dinletmek kulaklığında
sonsuz bir orman,kara parçasına karşı gelir miydi
karşılık bulamamak ağaçları kesmek için yeterli miydi?
Bilmem kaç yüz bin yıllık tarihime çınar demek kadar küçük mü yaşamak
bir yaşamak olsaydın sen,ben mezarıma girmezdim huzurdan
bulaşmaz mı kan lekesi hepimize biraz,hepimize biraz benden olsun
bana biraz senden koy.
Ben bir hata başında anlamışsam hata olduğunu,
kesmezdim bilseydim fidanların ağaç olduğunu,
suya sokup kafanı gündüze başlamak mı yaşamak
günün ilk sigarasını yalnız içmek mi
yalnız olmak mı kalabalık arasında dolaşmak
dolaşmak yalnızlıksa kime kalır yaşamak
kimin öncü olduğuna karar verildi mi bu sabah
sabaha karşı ölümü öptüm başucumda bir babam
bir keder parçacığı düşerken içinde alev olur
büyür çığ gibi karışır damarlarına,gezer içinde dert,
içince dert,içimde dert,
içimdeki ses alışkın değil böyle günaydın duyulmadı,
hoş,iyi geceleri kendimden başkası almadı
geçen gece gelen kimdi ben tanımadım,
kendime kapı açtım ardıma kadar
arkamdan kapattım
bir insan dolaşır odamda benden öte bende bilmem
bir insanın dolaştın mı yüreğinde,yüreğinden öte,
sen karışma dediklerin karışmışsa her şeyine
her şeyini al git bir daha geri dönme
gökyüzünü karıştırma bu ikimizin arasında
Gökkuşağı siyahı sevmedi değil,
siyah gökkuşağına dönmedi bir daha.
Karanlıklar çıkacaksa aydınlığa,aydın olur bu dünya
karanlıklar varsa,nerede kaldı bu dünya
sen kimsin tanımıyorum ama biraz rakı varsa alırım,
dün gece 2 kadeh doldurup kendimle ağlamışım
ölürsem susarım,ölmeden yazdım.

S.r.

7 Ağustos 2014 Perşembe

-Hiç

Hiç
Sen hiç kendinden geçtin mi ? 
Ben geçtim mesela,öylece dümdüz yürüdüm gittim,
kayboldum karanlıkta,aynı gökyüzü altında.

Sen hiç bekledin mi kendini ?
Ben çok bekledim soğuk banklarda,
sahilde sarhoş balıkçılarla,
gelmedim bir türlü,
kendimi terk etmeyi öğrenmişim meğer.


Sen bir gemi oldun mu hiç uzaklara götüren sevdiğini,
ben deniz olmaya razıydım üzerimden geçerken sen,
el sallayanlar arasında tanıdığım olmadan,üzerime alındım tüm vedaları,
vedaları severim biraz,bu yüzdendir hüznüm aynı gökyüzü altında.


Sen hiç 'hiç' oldun mu birilerinde,birileriyle.
Ben oldum aynı gökyüzü altında,
ben hiç oldum hiç kırıklığı yaşadım defalarca,
hiç ne kadar büyük anlam ifade eder senin için ? 
aynı gökyüzü altında,hiçlerce kez sevdim seni ve hiçlerime sarıldım,
aynı gökyüzünün tavan arasında.

S.r.

-Eylül

-Eylül

Eylül

Yağmur,senden önce geldi bu sokaklara,gezemediğimiz parklara,
ıslattı boş yere,biz yoktuk.

Rüzgar,sen gelmeden şöyle bir tozunu aldı buraların,
ağaçların kurumuş sarı yapraklarını döktü,
sen o kurumuş yapraklara basmayı çok severdin hani,
kim bilir,belki kuşlar geleceğini söylemiştir rüzgara,
eylülde senden önce geldi,gri günleri,
boş sokakları getirdi biz rahat rahat gezelim diye sokaklarda el ele.

Olması gereken her şey oldu artık,
bir sen kaldın,bir biz kaldık mevsime karışmaya,
ben yalnız başıma kaldıramıyorum,
sele karışıp gidiyorum yağmurla karışık gözyaşlarımda,
mevsim normallerinin altında yalnızlığımla,

Ben üşüyorum yalnız başıma,
rüzgar ılık bile esse,yokluğundan üşüyorum,
bahaneler arıyorum kendime,seni özlemeye..

Bize bakıyorum penceremden,
İşte!geliyoruz karşıdan,
o ara caddeden çıkıyoruz birlikte,el ele,yorulmuşuz gün boyu gülüşmekten,
hayaller kuruyoruz belli,birlikte bakıyoruz gözümüzün alabildiğine ufuklara,
belki evimizi hayal ediyoruz,çocuklarımızı,sonra yaşlandığımızı...

Sonra,tam o anda,sen yine kayboluyorsun,
herhangi bir sokağa giriyorsun,adresi yok,
ve yine değişiyor mevsim,yazın ortasında ben yine 'sen mevsimine' giriyorum...
sonra mı ? Yine yağmur,yine rüzgar,bomboş sokaklar,
ve ben yine penceremin buğusuna seni yazarken buluyorum kendimi.
Gri günleri,eylülü,yağmuru rüzgarı soğukları severim hep bu yüzden,
belki yine biz çıkarız o ara caddeden..

S.r.

(22  eylül 12)